Anasayfa > Tarihi Bilgiler > Mısır Tarihi

Mısır Tarihi

Mısır Tarihi

Mısır Tarihi

Firavunların Yönetim Sırrı

Halkı zulüm ile yöneten firavunlar,halkın uyanmaması için kendilerinde ilahi özelliklerin olduğunu ilan ederlerdi.Firavunlar bazı dönemlerde kendilerini “tanrının oğlu” bazı dönemlerde “tanrı” bazı dönemlerde ise halk ile tanrı arasında “aracı” olarak tanıtmışlardır.Halkı da bu safsatalarına inandırmak için çaba harcamışlar;bu konuda putperest din adamlarının da desteğini almışlardır.Tabi ki bu destek karşılıksız değildir.Din adamları da firavunlardan istedikleri ayrıcalıkları kopararak lüks bir hayat sürmüşlerdir.(Mısır Tarihi)

Firavun Köleleri

Mısır halkının inancı adete firavunları yüceltmek ve onlara ebediyen hizmet etmek üzerine kurulmuştu.Çünkü onlar halkın gözünde birer tanrıydı.Bu sapık inanıştan gücünü alan firavunlar,dilediklerini yapmakta serbestlerdi.Ahali onlardan hesap soramaz haldeydi.Halk firavununun her dediğini yapmak zorundaydı.Bu,adete saplantı haline gelmişti.Mısırlılar ,firavun için her hizmeti en güzel şekilde yapmaya hazırdı.Muazzam piramitlerin yapılması halkın birçoğunun firavunları koruma isteğinden kaynaklanıyordu.Eski Mısırlıların inancına göre firavunların hükümdarlığı öldükten sonra da devam ederdi.

Piramitlerin Sırrı

Eski Mısırlılar öldükten sonra bedenin gökyüzüne çıkıp Ra’ya (Güneş Tanrısı) ulaşacağına inanırlardı.Piramitler de tanrıya ulaşacak bir merdiven olarak görülürdü.Kendilerini “tanrı” ve halk için bir kurtarıcı olarak tanıtan firavunlar bu inançtan da en iyi şekilde faydalanmayı bilmişler ve kendileri için bugün bile hala ayakta duran devasa piramitleri yaptırmışlardır.

Dördüncü sülalenin ,ikinci firavununa ait olan Keops Piramidi dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.Hacmi 2.515.000 metreküptür.Yüksekliği 147 metredir.Bu piramidin yapımı 20 yıl kadar sürmüş ve yapımında 100 bin işçi çalışmıştır.En hafifleri 20,bazılarının ise 30 tona ulaştığı bu taş blokların nasıl taşındığı,bunların üst üste nasıl konduğu,inşaatın nasıl yapıldığı ise hala önemli bir soru olarak durmaktadır.Fakat bilinen bir şey vardır ki o da binlerce insanın büyük işkencelere ve zorluklara maruz kalarak bu taşları taşımak zorunda kalmasıdır.Tanrı olarak tanıdıkları firavunlar , onlara merhamet etmiyordu.

Tarım zamanında tarlalarında çalışan köylüler , diğer zamanlarda firavunların piramitlerini yapmak için çaba sarf etmişlerdir.O dönemlerde hiçbir getirisi olmayan bu taş yığınları için binlerde insanın alınteri ve ekonomik geliri harcanmıştır.

Bazı piramitlerin içindeki ilginçlikler da hala tam olarak çözülebilmiş değildir.Bu ilginçlikler şöyle sıralanabilir: İçine maya katılmadığı halde piramidin içine bırakılan sütün yoğurt olması,suyun losyon haline gelmesi,jiletlerin keskinleşmesi,hayvan leşlerinin uzun süre çürümeden durabilmesi,firavunun mezarına yılda iki defa güneş gelmesi(doğduğu ve tahta çıktığı günde),piramitlerin içinde radyasyon izlerine rastlanması,içinde hiçbir iletişim aracının çalışmaması vs.

Eski Mısır’da halkı meşgul etmek için piramitlerin yapımında çalıştırmak yerinde bir uygulama olsa gerek.Maksat,gerçekleri araştırmayan,hayatı sorgulamayan ,hesap soramayan bir toplum oluşturmaktı.Günümüz toplumu , kendisini geliştirmekten alıkoyan hangi firavunlara , hangi piramitleri yaptığının farkında mıdır acaba ?  (Bir düşünün).

Yardımcı Haşereler

Eski Mısırlılardan bazıları , ölüye yardımcı olacağına inanarak mezara balık,yılan,hamamböceği ve diğer bazı böcek türlerini koyarlardı.Rahiplerin hazırlayarak sattığı Ölüler Kitabı’nı da mezara koymak vazgeçilmez bir uygulamaydı.O dönemde ölümden bile para kazanan yine putperest din adamları oluyordu.Mısır’da ilahi dinleri yaymak için çaba gösteren peygamberlerin önündeki en büyük engel putperest din adamlarıydı.Çünkü yeni bir dinin yayılması eski dine mensup din adamlarının bütün çıkarlarının sona ermesi demekti.

Mumyalar

Öldükten sonra dirilmeye inanan eski Mısır halkı,ölülerini mumyalarayak gömerdi.Firavunların cesetleri en iyi şekilde mumyalanırdı.Onların mezarına değerli eşyalar ve günlük hayatta kullandığı araç gereçler de konulurdu.Bu mezarların hırsızlardan korunması için mezarın yerinin gizlenmesine çok özen gösterilir,ilgili mimar ve işçiler öldürülürdü.Öldürülenlerin tanrıya kurban verildiği söylenerek cinayete de iyi bir kılıf bulunmuş olurdu.

Ölü Ticareti

Eski Mısır din adamları,halkın dini inançlarını suistimal ederek zenginleşiyordu.Bu zenginlik ve güç o hale gelmişti ki firavunlar bile bazı dönemlerde din adamları ile başa çıkmakta zorlanıyordu.

Mısır halkının tamamının aynı inancı paylaşmadığı muhakkaktır.Bazı dönemlerde her nasılsa mezarlar bulunmuş ve soyulmuş , mumyalar yerlerinden alınarak paramparça edilmiştir.Öldükten sonra tanrıların arasına karışacağına inanılan firavunlar,kendi cesetlerini bile koruyamamışlardır.

Yirminci yüzyıl başlarında,birçok mumya çalınarak müzelere taşınmıştır.Açıkça ölü ticareti yapılmaktadır,fakat meraklılarına satılan mumyaların hepsi çok da eski değildir.Kızgın çöllerin kumu cesetleri birkaç senede kurutarak mumyalanmış gibi yapmaktadır.Eski Mısır devri ile hiçbir ilgisi olmayan bazı cesetler kızgın kumlardan alınarak bantlara sarılıp satılmıştır.

Gerçekleşen Rüya

Firavun 2.Ramses bir gece rüyasında büyük bir ateş görür.Kudüs’ten çıkan ateş büyüyerek Mısır’a yaklaşır ve İsrailoğullarının evleri hariç,diğer evleri yakar.Firavun,rüyasını tabircilere anlattığında,onlardan İsrailoğullarından çıkacak bir kişinin Mısır’daki kurulu düzeni bozacağını öğrenir.Bunun üzerine 2.Ramses ,İsrailoğullarının bundan sonra doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmelerini emreder.Bu emir üzerine binlerce masum bebek öldürülür.

İsrailoğulları arasında çıkan bir hastalık da özellikle çok sayıda yetişkin erkeği öldürmüş ve kadınların çoğu dul kalmıştır.Firavunun,erkek çocukları öldürtmesi ve hastalıktan da yetişkin erkeklerin ölmesi iş gücü olarak kullanılan İsrailoğullarının nüfusunu çok azaltmıştır.

İsrailoğullarından bir anne yeni doğurduğu bebeğini firavunun adamlarının cinayetinden kurtarmak için bir sepetin içine koyarak Nil Nehri’nin sularına bırakıverir.Nehir, firavunun sarayının yakınından geçmektedir.Nehrin üzerinden yüzerek akıntı yönünde gitmekte olan sepetin içindeki bebek fark edilir ve firavunun yanına getirilir.Bu çocuk Hz. Musa’dır(a.s.)

Firavun , eşinin ısrarlı ricası üzerine bu çocuğu öldürmekten vazgeçer ve onu sarayında büyütür.Yüceler Yücesi,firavunun düzenini alt üst edecek peygamberi firavunun sarayında büyüttürmüştür.2.Ramses yıllar sonra kendisin perişan edecek kişiyi sarayında büyüttüğünün farkında bile değildir.Rüya yorumunu yaptırmış,gerçeği öğrenmiş,ürkmüştür.Başına gelebilecekleri bilmesine rağmen buna engel olamamıştır. Kurulu düzeni dağılmış;Hz. Musa (a.s) ile girdiği mücadele sonucunda ölmüştür.

Kurbanlık Kızlar

Mısır, etrafı çöllerle kaplı bir ülkedir.Nil,bu ülkenin hayat damarı gibidir.Hayat adete bu nehrin etrafında şekillenir.Nehrin taşmadığı yıllarda büyük kıtlıklar görülür.Nil’e duyulan aşırı ihtiyaçtan kaynaklansa gerek,Mısır halkı zamanla onu tanrılaştırmıştır.Suyun asıl kaynağını unutup da çeşmeyi önemseyen aklı kıtlar gibi davranmışlardır.Mısır’ın Müslümanların elinde olduğu dönemdir.Amr b. As Mısır valisidir.Bir gün yerli halktan bir grup valinin yanına gelir.”Ey kumandan ! Bizim Nil nehri için eskiden beri uyguladığımız bir adetimiz var.Onu yapmazsak nehir taşmaz.Bunun sonucunda ise kuraklık olur” derler.Vali “Bu adet nedir ?” diye sorar.Onlardan biri şu cevabı verir:”Biz,haziran ayının on ikinci günü ,bekar bir kızı,anne ve babasını razı ettikten sonra alır,güzel bir şekilde süsleriz.Sonra da onu Nil nehrine atarız.” der.Bunu duyan Amr b. As, “İslam da böyle bir şey yoktur! Bizim dinimiz böyle batıl adetlerin hepsini ortadan kaldırmıştır.” der.Böyle canice bir uygulamaya izin vermez.Mısır’da olagelen bir yanlış uygulama böylece sona erer.Zalimce olan bu gelenek Mısır’ın ilk dönemlerinden beri görülmektedir.

Napolyon’un Oyunları

Osmanlılar, 1517’de Ridaniye Zaferi sonunda Mısır’ı Memluklulardan almıştı.Mısır Avrupalı devletler tarafından Uzak Doğu’ya ve Afrika’ya açılan bir kapı olarak görülüyordu.Bu bölgeyi işgal etmek için harekete geçen ilk Avrupalı devlet ise Fransa olmuştu.Kendilerini güçlü,Osmanlıyı zayıf olarak görmeleri onları cesaretlendirmiş ve Napolyon’u büyük bir ordu ile bölgenin işgali ile görevlendirmişlerdi.

Napolyon , Mısır’ı elde edebilmek için,yalan yanlış aklına her geleni söylemekten çekinmemişti.Fransızların Müslüman olduğunu,Mısır’ın işgalinin Osmanlının isteği üzerine yapıldığını ve asıl niyetinin Kölemen beylerini etkisizleştirmek olduğunu ileri sürmüştü.Yalan ve aldatıcı sözlerle bölgeyi ele geçirmeyi amaçlamıştı.Bölgedeki valilere yazdığı mektuplarda dost gibi görünmüş onları kandırabilmek için birbirinden süslü kelimeleri seçmişti.Yalana,hileye,dolandırıcılığa alışkın olmayan Müslüman halk,Napolyon’a kanmıştı.

Osmanlı ordusunu küçümseyen Avrupa’yı kasıp kavuran Napolyon,aynı başarısını Türk ordusu karşısında gösteremedi.Akka’da Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu karşısında ilk ve en büyük mağlubiyetini yaşadı.Ne gariptir ki onu mağlup eden ordu “Nizam-ı Cedit” denilen ve Fransız usulünde kurulan bir orduydu.Sistem aynı olsa da ruh farklıydı,yürekler farklıydı.Bu yenilgiyi bir türlü sindiremedi Napolyon.Kahire’ye döndüğünde yenilmediğini bile iddia etti,fakat inandırıcı bulunmadı.Ziya Paşanın dediği gibi: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”

Mısır’da başarılı olamayan ve can telaşına düşen Napolyon, 22 Ağustos 1799’da orduyu generallere bırakarak Mısır’dan gizlice kaçtı. Bir zamanlar kendisine “Hükümdarlar asil sülalere dayanırlar,halbuki sizin böyle bir geçmişiniz yok.” diyenlere, “Benim soyumun asaleti de benimle başlar.” demekteydi Napolyon. Bu hırslı generalin ömrünün bir dönemi çok parlak gibi görünse de sonu çok perişan olmuştur.Son günlerini geçirdiği hapishane hücresinde ona gardiyanlar bile acır duruma gelmiştir.Kim bilir belki de kaç defa, “Hey gidi günler!” demiştir.

Taşlar

Mehmet Ali Paşa, 3.Selim dönemindeki karışıklıklardan istifade ederek Mısır’a vali olmayı başaran kurnaz,hırslı ve isyankar bir insandır.Böyle bir kişinin Mısır’a vali olması Fransa’yı bölgeyi sömürebilme konusunda ümitlendirmiş ve Fransız devlet adamları onunla dost geçinmeye çalışmıştır.

1801’de Mehmet Ali Paşa , İngiliz ve Fransız erkanından iki yetkili şahısla İskenderiye civarında gezinirken , onlara Eski Mısır döneminden kalma iki büyük taş sütunu göstererek bunları İngiltere ve Fransa’ya hediye etmek istediğini söyler.Her iki yetkili,Avrupa devletlerinin Mısır’dan getirdikleri taşlarla ülkelerinin önemli meydanlarını süslediklerini hatırlarlar.Zaten sömürmeyi düşündükleri bir bölgenin yöneticisini kırmanın hiç de uygun bir davranış olmayacağını düşünerek,M. Ali Paşanın teklifini hemen kabul ederler.Bu taşları memleketlerine götüreceklerdir.

Her iki devlet de hazırlıklara başlar.İngiltere çok büyük masraflar yapmasına rağmen 250 ton ağırlığındaki sütunu ülkesine taşıyamaz.Büyük bir ekonomik zarara uğrar.Halbuki Fransa’dan bu iş için kullanmak üzere büyük paralarla gemi bile almıştır.Fransa ise bu işi iyiden iyiye gurur meselesi yapar ve sütunları taşımaya kesin karar verir.Bu iş için özel gemi inşa eder.Sütun,dikdörtgen prizma olduğu için,çölde yuvarlamak zor olacaktır.Bu yüzden büyük çabalar harcanarak sütun yuvarlak hale getirilir.Bu iş aylarca sürer.Sütun Nil’de bekletilen gemiye yüklenecektir.Taşın yüklenmesiyle gemi birden dibe oturur.Gemiyi kurtarmak 7 ay kadar sürer.Bine yakın kişi bu işle 4 yıl boyunca meşgul olur.Hiçbir getirisi olmayan bu taş Fransız ekonomisini büyük zarara uğratır.

Mısır Valiliği

Mısır Valisi Mehmet Ali Paşanın Osmanlıya karşı gösterdiği isyankar tavır,Mısır’ı sömürmek için fırsat kollayan Avrupalı devletlerin işine yaramıştır.Mısır, özerk bir valilik olduktan sonra Avrupalı devletler burayı yavaş yavaş kontrol altına almaya başlamış ve 1882’de bölgede İngiliz yönetimi resmen başlamıştır.1848’de Mısır’da yönetime geçen 1.Abbas,misyonerlerin faaliyetlerini engellediği için “katı yürekli” olarak nitelendirildi.Sait Paşa misyonerlerin faaliyetlerine müsamaha gösterdiğinden “eşsiz adam” olarak nitelendirildi.Kavalalı Hidiv İsmail Paşa idareyi ele alınca ona Avrupa devletleri bol bol yardımda(borç) bulundular.Ancak sonra da birdenbire borcunu ödemesini istediler.İsmail Paşa ise borçlarına karşılık Mısır Hükümetinin Süveyş Kanalı üzerindeki hisselerini sattı.


Etiketler: , , , ,
https://blogritma.com/tarihi-bilgiler/misir-tarihi